12 Ağustos 2013 Pazartesi

yıldız

Hayatımda o kadar çok yıldızı -ama öyle bir iki tane değil, en az otuz tane saymıştım- görebildiğim geceyi daha dün gibi hatırlıyorum. Mutluluktan ölebilirdim. Yanımda sen yoktun. Ama o gece dışındaki bütün en mutlu anlarımda hep sen vardın, senin ruhun vardı.

Bu gece de meteor yağıyor. Kayan bir tanesinin ardından dilek tuttum meteorları ve seni göremesem de.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

bir dalgıç nasıl siler gözyaşlarını?

Midemde yine bir ağrı. Son 3 ayda artık kronikleşmiş olanlardan. Bu sefer sinirli değilim ama, üzülüyorum sanırım.

Senden başkasıyla mutlu olmak zorunda bıraktığın için üzülüyorum. Seni sevmeme rağmen başka suratlara gülmek zorunda kalıyorum. Bunu sen başlattın, buna üzülüyorum. Bir gün (yakın bir gün) süpriz yapıp kapıma gelsen keşke.

Önüme bakmam gerek belki, etrafımdaki herkes bu yorumu yapıyor. Deniyorum da, ama hep senin kırıntıların, hep senin kırdıkların karşılıyor beni. Lanet olsun ki bu duygu çok canımı yakıyor. Keyfim yerinde bir şeylerle uğraşırken hop bi bakıyorum darmadağın olmuşum. Bunun için bir sinyal almama gerek olmuyor çoğu zaman. Beynimde kıvılcım çakıyor ve dağılıyorum. Doğal sakinleştiricimi almadan önce her şey yolundayken, uyandıktan sonra ağlayasım gelebiliyor mesela.

- Bi duble daha?

Diyorum ki "Hadi Bayram, son hamleni yap!". Sonra diyorum ki "Yapabileceğimin en iyisini yaptım ben, elimden daha iyisi gelmiyor.". Çaresiz kalmak üzüyor insanı. Eli kolu bağlı olmak ne demekse. Ama hala bir şey yapabilirim üzüntümü azaltmak için: Dominik Cumhuriyeti'ni yok etmek!

"Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Ve ben bu şakaya hala nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum."

10 Temmuz 2013 Çarşamba

sen gittin ve herkes ölmeye başladı

"Sen gittin ve herkes ölmeye başladı

Birleşince kısa devre yapan parmak uçlarımız öldü önce. Sonra yeşil öldü benim için,sonra kahverengi. Sonra ilk öpüştüğümüz yeri kalbinden bıçakladılar."

Ah Emrah Serbes. Oturup seninle rakı içmeyi isterdim, Zeki Müren dinlemeyi. İki lafın belini kırardık.

Bu şehirde büyüdüm, dostlarımı edindim, aşık oldum. Ama hiç biri bu kadar koymamıştı. Ben de öldürüyorum. Acme'ye gittim ilk, 18 Ekim'de olduğu gibi. Bir bira içtim, Emrah Serbes okudum. Sonra gezindim. Lanet olsun ki her yer kızıldı. Geceyi Solo ile sonlandırdım, 27 Nisan'da olduğu gibi. Dost bildiğim o ağaca dokundum. Sanırım bir daha bu iki mekana gitmeyeceğim. Hem Solo'nun ortamı da bozdu.

Kimse kalmadı bu şehirde, üzülüyor insan. Ankara'da hüzünlüyseniz, daha çok hüzünlenirsiniz. Bunun sizinle alakası yoktur, Ankara'nın kişiliği böyledir.

Dendiği gibi sen gittin ve herkes ölmeye başladı...



http://www.afilifilintalar.com/filintanin-not-defteri-madde-18-sen-gittin-ve-herkes-olmeye-basladi

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Anlaşma

Sabah bi baktım twitter'da "Erkekler kısa kollu gömlek giymesin" kampanyası yine başlamış. Birbirimizi anlasak, erkekler kısa kollu gömlek giymeyelim tamam. Kızlar da dolgu topuk giymesin. Barışçıl şekilde yaşayalım.

Birbirimizi anlamak derken?!

7 Temmuz 2013 Pazar

1500 parça

Kendime puzzle aldım, 1500 parçalık. 750'si sana 750'si bana. Kırılan duygularımızın parçalarını birleştireceğim.

Paramparça olmuşuz ki.